Dürüstlük İlkesi Karşısında Zamanaşımı Savunmasının Sınırı
- Ersanlı Avukatlık Bürosu
- 14 saat önce
- 1 dakikada okunur
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, hukukun temel direklerinden biridir. Usul hukukunun ve maddi hukukun sağladığı haklar, dürüstlük kuralına aykırı bir biçimde diğer tarafı zarara uğratacak şekilde kullanılamaz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 13.05.2024 tarihli ve E. 2021/23964, K. 2024/4590 sayılı kararı, tam da bu ilkenin zamanaşımı def’i karşısındaki koruyuculuğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karara konu olayda, tazminat ödeyeceğine dair alacaklıda haklı ve somut bir güven/inanç oluşturan borçlunun, bu tutumuyla makul başvuru süresinin geçmesine sebebiyet verdikten sonra dava aşamasında zamanaşımı savunmasında bulunması hukuken korunmamıştır.
Kararın hukuki dayanağı incelendiğinde, borçlunun kendi çelişkili davranışıyla (venire contra factum proprium) alacaklıyı pasif kalmaya sevk etmesi belirleyici faktördür. Alacaklı, borçlunun sözlü veya yazılı beyanları, görüşme süreçleri ya da tediye vaatleri nedeniyle hak arama hürriyetini zamanında kullanmamış; borçlu ise bilerek yarattığı bu güven ikliminden faydalanarak zamanaşımı süresinin dolmasını beklemiştir. Yargıtay, bu davranışı dürüstlük kuralının açık bir ihlali olarak nitelendirmiş ve borçlunun zamanaşımı def’inde bulunma hakkını elinden almıştır. Böylece kanunun borçluya tanıdığı bir usul hakkının, sırf alacaklıyı yanıltarak elde edilen bir avantaja dönüştürülmesine geçit verilmemiştir.
Bu emsal karar, borç ilişkilerinde alacaklının iyi niyetini ve borçluya duyduğu haklı güveni koruma altına almaktadır. Karar; zamanaşımının yalnızca takvimsel bir süreden ibaret olmadığını, bu sürenin işlemesinde tarafların birbirlerine karşı sergilediği tutum ve davranışların da belirleyici rol oynadığını göstermektedir.


