Erken Arabuluculuk Başvurularında, Başvuru Tarihi Yerine Son Tutanağın Dikkate Alınacağına Dair İçtihat Değişikliği
Dava şartı arabuluculuk müessesesi, özellikle süreli dava açma haklarının söz konusu olduğu uyuşmazlıklarda ciddi Usul Hukuku tartışmalarına yol açmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2026 tarihli (E. 2026/2725, K. 2026/3805) kararı, dava açma hakkı henüz doğmadan yapılan arabuluculuk başvurularına esnek bir boyut kazandırmıştır. Yüksek Mahkeme bu kararında; arabuluculuk başvuru anında dava açma hakkı doğmamış olsa dahi, görüşmelerin dava açma süresi/hakkı doğduktan sonra tamamlanması halinde arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş sayılacağını hüküm altına almıştır. Böylece, başvuru tarihi ile sürecin bitim tarihi arasındaki zamansal ilişki gözetilerek hak kayıplarının ve usul ekonomisine aykırı ret kararlarının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.
Bu yeni içtihat, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin daha önce vermiş olduğu 26.05.2025 tarihli ve E. 2025/1495, K. 2025/3048 sayılı katı kararıyla belirgin bir karşıtlık oluşturmaktadır. (İlgili karara yönelik yazımıza bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz) Yargıtay 2025 yılındaki içtihat birleştirme niteliğindeki kararında; Türk Borçlar Kanunu kapsamında dava açma hakkı (örneğin kira süresinin dolması) doğmadan önce yapılan zorunlu arabuluculuk başvurularını "erken başvuru" saymış ve dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiğini belirtmişti. Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki çelişkiyi gidermek amacıyla verilen bu 2025 tarihli kararı, dava açma süresi gelmeden arabulucuya başvuran ve anlaşamama tutanağını alan hak sahiplerinin açtığı davaların reddedilmesine yol açmış; dürüstlik kuralı çerçevesinde hareket edip süreci önden başlatmak isteyen birçok tarafı ciddi anlamda mağdur etmişti.
2026 tarihli karar ise 2025 yılındaki bu katı tutum nedeniyle davaları usulden reddedilen veya hak kaybına uğrayan kesimlerin yaşadığı mağduriyetleri, arabuluculuk süreci dava açma tarihinden sonra sonuçlandıranlar yönünden önemli ölçüde giderecek niteliktedir. Yargıtay, nihai anlaşamama tutanağının düzenlendiği tarihi esas alarak, uyuşmazlığın olgunlaştığı ana odaklanmış ve dava şartını katı bir "başvuru anı" kuralından çıkarıp "sürecin tamamlanma anı" esnekliğine kavuşturmuştur. Sonuç olarak; uzun yargı sürecini geciktirmeden başlatmak adına dava açma hakkı doğmadan arabuluculuğa başvuran ancak görüşmeleri dava açma süresi içinde sonlandıran taraflar için usuli güvence sağlanmış, şekilci yaklaşımlar yerine hak arama hürriyetini ve usul ekonomisini önceleyen adil bir denge kurulmuştur.


